BLOG
Karbon Yutağı: İklim Değişikliğiyle Mücadelede Doğanın Gücü
MAYIS 2025
Küresel iklim krizinin etkilerini her geçen gün daha derinden hissettiğimiz bu dönemde, atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu azaltmaya yönelik çabalar büyük önem taşımaktadır. Bu çabaların merkezinde yer alan kilit kavramlardan biri de “karbon yutağı”dır. Peki, karbon yutağı tam olarak nedir ve iklim değişikliğiyle mücadelemizdeki rolü ne zaman ortaya çıkmıştır?
Karbon Yutak Kavramının Ortaya Çıkışı
1980’li yıllarda, insan faaliyetleri sonucu artan sera gazı emisyonlarının iklim değişikliği ile ilişkilendirilmesine yönelik bilimsel kanıtlar, dünya genelinde endişelerin artmasına neden olmuştur. Bu küresel endişe, hükümetlerin acil tedbirler alması ve uluslararası bağlayıcı metinler oluşturması için birçok konferans ve toplantının düzenlenmesine zemin hazırlamıştır.
Bu kapsamda, “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)” [1] 9 Mayıs 1992’de Rio de Janeiro’daki Yeryüzü Zirvesi’nde imzaya açılmıştır. Sözleşme, iklim değişikliğinin zararlı etkilerinin insanlığın ortak kaygısı olduğunu ortaya koymuş, buna karşı küresel çapta alınacak önlemleri içermiş ve tarafların iş birliğini güçlendirmeye yönelik bir altyapı sunmuştur. İşte tam da bu sözleşme ile “karbon yutak” kavramı küresel çapta ve resmi olarak ilk kez gündeme gelmiştir. Türkiye, 4990 sayılı Kanun ile 24 Mayıs 2004 tarihinde sözleşmeye taraf olmuştur. [2]
UNFCCC’nin ardından, sözleşmenin ilk uygulama anlaşması niteliğindeki “Kyoto Protokolü” 1997 yılında kabul edilmiş ve 2005 yılında yürürlüğe girmiştir. [3] Kyoto Protokolü ile birlikte sera gazı salımlarının azaltılması ve yutaklarda tutulması/rezervuarlarda depolanması olmak üzere iki temel ilke çerçevesinde çeşitli mekanizmalar geliştirilmeye başlanmıştır. Bu sayede ülkelerin emisyon azaltım taahhütlerine ulaşmalarına yönelik süreçler desteklenmiş ve emisyon azaltıcı uygulamaların maliyetlerinin düşürülmesi hedeflenmiştir.
Türkiye, 5386 sayılı Kanun ile 26 Mayıs 2009 tarihinde Kyoto Protokolü’ne taraf olmuştur. Protokolde, 2008-2012 yılları arası “birinci taahhüt dönemi”, 2013-2020 yılları arası ise “ikinci taahhüt dönemi” olarak ele alınmıştır.
Kyoto Protokolü’nün taahhüt dönemlerinin sona ermesinin akabinde, 2020 yılı sonrasındaki iklim rejiminin çerçevesini oluşturan “Paris Anlaşması” 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) kabul edilmiş ve 4 Kasım 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının neden olduğu küresel sıcaklık artışını sanayileşme öncesi döneme kıyasla 2 °C’nin altında sınırlamayı hedeflemekte ve 1,5 °C’nin altında kalmanın önemine dikkat çekmektedir.
Türkiye, Paris Anlaşması’nı 22 Nisan 2016 tarihinde imzalamış ve 7 Ekim 2021 tarihinde sözleşmenin iç hukuktaki onay sürecini tamamlamıştır. Bu anlaşma ile ilk kez tüm ülkeler tarafından küresel ölçekte sera gazı emisyon azaltımı taahhüdünde bulunulmuştur.
Karbon Yutak Nedir?
Karbon yutak, bir sera gazını, aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan öncü maddeyi atmosferden uzaklaştıran herhangi bir işlem, faaliyet veya mekanizma olarak tanımlanmaktadır.
Sera gazları atmosfere salındığında homojen bir şekilde dağıldığı için, emisyonların hangi konumdan azaltıldığı önemli olmaksızın etkisi tüm atmosferde görülmektedir. Bu nedenle, karbon yutaklar aracılığıyla gerçekleştirilen emisyon denkleştirme mekanizmaları, “Karbon Denkleştirme Prensibi” çerçevesinde şekillenmiştir. Uluslararası mekanizmalar kapsamında sera gazı emisyonlarının “azaltımı”, emisyonların azaltılması veya sera gazlarının yutaklarda tutulması yoluyla gerçekleşebilir. Nitekim, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması metinleri birlikte incelendiğinde, insan kaynaklı emisyonlar ile yutaklar tarafından uzaklaştırılanların bir arada ele alındığı görülmektedir.
Doğanın Rolü: Ormanlar En Yaygın Karbon Yutak Alanları
Karbon yutaklar kapsamına meralar, çayırlar, kent bahçeleri, korular gibi çok çeşitli alanlar girse de, en yaygın ve en bilinen karbon yutak alanlarının ormanlar olduğunu söylemek gerekir. Ormanlar, doğada sınırlı olmakla birlikte en temel karasal karbon havuzlarıdır ve toplam sera gazı emisyonları içerisinde yer alan karbondioksitin önemli bir miktarını bünyesinde tutarak “karbon depolama” görevini üstlenirler.
Türkiye’nin Ulusal Sera Gazı Envanteri’ne göre; 2021 yılında yaklaşık 23 milyon hektar civarındaki ormanlık alanlarda 33,9 milyon ton CO2 eşdeğeri tutumu yapılmıştır. Aynı zamanda işlenmiş odun ürünlerinde de 15,7 milyon ton CO2 eşdeğeri tutulmuştur. Bu veriler ışığında, 2021 yılında ormanlar ve işlenmiş odun ürünleri tarafından ülke emisyonlarının %8’inin tutulduğu belirtilmektedir. Buna karşılık, orman alanları hariç diğer arazi kullanımlarında (ekili alanlar, meralar, sulak alanlar, yerleşim yerleri ve diğer arazi kullanımları) 2021 yılında 2,4 milyon ton CO2 eşdeğeri salınımı gerçekleşmiştir.[4]
Özellikle Türkiye gibi ekolojik olarak kırılgan coğrafyalarda bulunan ülkeler açısından, karbon yutaklar iklim değişikliği ile mücadelede en önemli dayanak olarak görülmektedir.[5] Bu bağlamda, yutak alanlarının artırılması ve var olanların kapasitelerinin geliştirilmesi için atılacak en önemli adım, öncelikle orman örtüsünün verimliliğinin güçlendirilmesi ve orman ekosistemlerinin iklim değişikliğinin zararlı etkileri ile diğer arazi kullanımlarının oluşturduğu baskıdan korunmasına yönelik çalışmaların artırılması olacaktır. Orman Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan güncel verilere göre, 2022 yılı itibarıyla orman alanları 23.245.000 hektara ulaşmış ve bu alanın 13.707.843 hektarı verimli ormanlardan oluşmaktadır.[6] Ayrıca, 2022 yılında toplam 168.608 hektar alanda orman tesis çalışması yapıldığı belirtilmiştir, bu da ağaçlandırma, rehabilitasyon ve özel ağaçlandırma faaliyetlerini içermektedir.
Bu kapsamda, “sürdürülebilir orman yönetimi” kavramı öne çıkmaktadır. Sürdürülebilir orman yönetimi; yerel, ulusal ve küresel düzeyde ormanların verimliliğini, kendini yenileme kabiliyetini, biyolojik çeşitliliğini, ekolojik, ekonomik ve sosyal fonksiyonlarını yerine getirebilme potansiyelini şimdi ve gelecekte her türlü tehdit ve tehlikelere karşı güvence altına almayı öngören bir yaklaşımdır.[7]
Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi içerisinde yer alan “orman ekosistemleri başta olmak üzere karasal ekosistemlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimi” (15. Hedef) önemli bir yere sahiptir. Tüm bunlar ışığında; ormanların, ekosistem tabanlı çok amaçlı ve sürdürülebilir şekilde planlanması ve işletilmesi, bu alanların etkili karbon depolaması faaliyetini gerçekleştirmesi sonucuna yol açacaktır.
Dünyadaki orman alanlarının büyük bir kısmı; yanlış uygulamalar, tarım ve yerleşim yerleri için alan açmalar, yangın, hortum gibi doğal olaylar veya böcek tehditleri neticesinde yok olmaktadır. Yok olan alanlar üzerinde ciddi sayıda ağaçlandırma çalışması yapılmasına rağmen dünya genelinde orman ekosistemleri gün geçtikçe azalmaktadır. Orman alanlarının tarım, hayvancılık ve yerleşim yerlerine dönüştürülmesinden (arazi kullanım değişikliklerinden) ve insan kaynaklı etkilerden kaynaklanan ormansızlaşma; insan ve toplum yaşamını tehdit etmekle birlikte sera gazı emisyonlarının artmasına da yol açmaktadır. Bu bağlamda, yok olan ormanlık alanların ağaçlandırılarak yeniden orman niteliğine dönüştürülmesi büyük önem arz etmektedir.
Sürdürülebilir orman yönetimi ekseninde gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları; orman alanlarının genişletilmesine, bozuk orman alanlarının iyileştirilmesine, düşük verimli ormanların daha verimli alanlara dönüşümünün hızlandırılmasına katkı sağlamaktadır. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin en aza indirgenmesi amacı doğrultusunda; küresel çapta karbon yutak alanlarının gündeme gelmesi ile birlikte ormancılıkta planlamanın yeni bir hedefi olarak “karbon ağaçlandırması” kavramı karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda yapılan ağaçlandırma çalışmaları ile oluşturulan ormanlık alanlar, “karbon yutak” olarak değerlendirilmekte ve uluslararası arenada karbon kredileri açısından önemli bir araç olarak kabul edilmektedir.
Güncel envanter verileri doğrultusunda; iklim değişikliğinin olumsuz etkileri sonucunda AKAKDO sektörünün toplam sera gazı tutumları içerisindeki payının gün geçtikçe azaldığı ve orman ekosistemlerinin tehdit altında olduğu açıktır. Bu kapsamda etkin orman koruması, bakımı, bozuk ormanların verimli ormanlara dönüştürülmesi, orman alanları ile ağaçlandırma faaliyetlerinin artırılması ve sürdürülebilir orman yönetiminin merkez unsur haline getirilmesi; Türkiye’nin 2053 hedefine ulaşmasında kritik bir rol oynamaktadır. Karbon yutak alanlarının geliştirilmesi ile ilişkili olarak Türkiye tarafından sunulan Güncellenmiş Birinci Ulusal Katkı Beyanı’nda; 2030 yılına kadar, iyileştirilmiş/sürdürülebilir orman yönetimi, yeniden ağaçlandırma/ormanlaştırma, mevcut ormanlık alanların canlandırılması, uzun vadeli planlama gibi birçok yöntemle ormanların yutak kapasitelerinin artırılması hedeflenmiştir
Unutulmamalıdır ki, karbon yutaklar sadece bilimsel bir kavram değil, aynı zamanda gezegenimizin sağlığı için hayati bir araçtır. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak adına, doğal karbon yutaklarını koruma ve güçlendirme çabalarımız, sürdürülebilir bir gelecek inşa etmenin temelini oluşturacaktır. Bu alandaki farkındalığı artırmak ve somut adımlar atmak, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Kaynakça
[1] BM, (2022).İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi.
[2] T.C. Çevre, Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanlığı (2024). İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı
[3] T.C. Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı, (2003). Bm, (1998). Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Kyoto Protokolü.
[4] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, (2023). Alanlar ve Karbon Tutumları.
[5] T.C. Çevre, Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanlığı (2024). İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı
[6] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Ormanlık Alanların Dağılımı.
[7] Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, (2020). Sürdürülebilir Orman Yönetimi Kriter Ve Göstergeleri Türkiye Raporu
